Çevre Duyarlılığı Nedir ?

Çevre Duyarlılığı Nedir

Ülkemizdeki günden güne artan çevre sorunlarına karşın gösterilen çevre duyarlılığı, dünyadaki ilerlemeler doğrultusunda 70’li yıllarda gündeme gelmeye başlamıştır. Bu çevre duyarlılığı günümüze gelene dek çevre politikalarının oluşmasına zemin hazırlamış, peşine yasal düzenlemeler, kalkınma planları ve hükümet programları gelmiştir.

1923 ten beri, öncelikle halk ve çevre sağlığı, toprak kullanımı, doğal ve tarihi çevreyi korunmak, su ve hava kirliliği, enerji, trafik, gürültü ve diğer çevresel sorunlar ile alakalı, sayısı 120’yi bulan yasa ile 40’a yakın tüzük ve yönetmelik çıkartılmıştır. Tabi bu yasal düzenlemeler çevre politikaları hakkında kapsamlı bir yaklaşım getirmekten uzak kalmıştır. Bu kısmi düzenlemelerin yerini ülkesel boyutta çevre politikalarının alması 1970’lerde başlamıştır.
1972 senesinde Stockholm’de Birleşmiş Milletler tarafından organize edilen Dünya Çevre Konferansı Türkiye’de halkın az da olsa çevre duyarlılığı kazanmasına altyapı hazırlamıştır.

3. Beş Yılık Kalkınma Planı

İlk defa çevre sorunları bağımsız bir konu başlığı olan “3. Beş Yılık Kalkınma Planı”nda yer almıştır. Bu sayede çevre bilinci resmi gündeme kendi adıyla katılmıştır. Fakat, plandaki çevre politikası, yeteri kadar açık ve kesin olmadığı gibi, şüpheli ve tedirgin bir yapı taşımaktadır. Bu kaygı, çevre koruma gayretlerinin sanayileşmeyi negatif yönde etkileyeceği endişesinden kaynaklanmaktadır. 1974-1977 yılları, ülkemizde çevre ile alakalı konuların etkin olarak halkın dikkatini çektiği, bilimsel çalışmaların yürütüldüğü ve sayısal ölçümlerin yapıldığı bir dönemdir..

Ülkemiz 1978 senesinde Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı kurmuş ve çevre örgütlenmesinde ilk adımı atmıştır. Türkiye Cumhuriyeti uzun yıllar kalkınma sıkıntısı yaşamış bir ülke konumundadır. Kalkınma için ancak sanayinin gelişmesi gerekmekte ve sanayileşme arttıkça iş ve refah düzeyi de yükselecektir. 1950-1980 yılları arasında kalkınmacı bakış açısı toplumun her kesiminde egemen olmuş ve sanayileşmeye gelişmeye övgüler yağdırılırken, bu döngüde doğada yaşanması olası tahribat bir bakıma göz ardı edilmiştir. Sanayileşmenin bedeli olarak değerlendirilen çevre kirliliği çok uzun yıllar sorun olarak görülmemiştir. Refahın yanında çevre kirliliğini de ele alan sürdürülebilir kalkınma planı ancak 1980’li yıllarda anılmaya başlanmıştır.

Çevre Kanunu

1980’li yıllar çevre kirliliğinin çok hızlı arttığı bir dönem olurken çevre ile ilgili denetim faaliyetleri de yine aynı dönemde yasalaşmıştır. Bu sayede çevre kirliliğini önleyecek ve giderecek kurumsal yapıda da hukuki zeminde yerini bulmuştur.
09 Ağustos 1983 tarihli 2872 Sayılı Çevre Kanunu, hazırlanan ilk önemli düzenleme olarak kabul edilir. Bunu aynı yıl Milli Parklar Kanunu (18.11.1983), İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler Hakkına Kanun (24.02.1984), Toplu Konut Kanunu (02.03.1984), Kıyı Kanunu (03.05.1985) ve diğer yasal düzenlemeler izlemiştir.

Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı, 1984 senesinde Başbakanlığa bağlı Çevre Genel Müdürlüğü olarak değiştirilse de 1989 yılında yine müsteşarlık haline getirilmiş, 1991 senesinde de Çevre Bakanlığı kurulmuştur. 2003 yılında bu bakanlık Orman Bakanlığı ile tek çatı altında toplanarak Çevre ve Orman Bakanlığı ismini almıştır.
Çevre sorunlarını gidermek maksadıyla yasal ve kurumsal yapıların oluşturulmasında gelişme kaydedilmesine ve temiz bir çevreye yönelik toplumsal duyarlılığın artmasına karşın, 1980-2000 döneminde sürdürülebilir kalkınma anlayışı doğrultusunda insan sağlığını ve doğal yaşamı koruyacak önlemler konusunda yeterli ilerleme sağlanamamıştır. Öte yandan daha çok ekonomik gelişmelere öncelik verilmesi nedeniyle çevre politikaları, ekonomik ve sosyal politikalarla birlikte yürütülememiştir.

Doğal kaynak kullanımında çevre duyarlılığı

Ülkemizde çevre politikaları geçmişten günümüze hep onarımcı nitelik taşımış, önleyici politikalara ihtiyaç duyulduğu hep göz ardı edilmiştir. Onarımcı politikaların yansıdığı çevre kavramı, sığ anlamda, kirlenmeyle ve kirlenmenin önlenmesiyle özdeş kabul edilen bir çevre anlayışıdır. Koruma anlayışının ötesine geçip çevrenin geliştirilmesini de ele alan geniş kapsamlı çevre politikalarına karşı duyulan ilgi henüz çok yenidir. Ayrıca çevre politikalarımız caydırıcı nitelik taşımaktan uzaktır. Çevre kanunlarındaki, çevreyi kirletenlere uygulanması gereken cezaların gerektiği gibi uygulanmadığı görülmektedir. Bu, şüphesiz, kalkınma anlayışı ve metotları kadar, devlet yönetiminin etkinliği ve gelişim düzeyi ile de yakından alakalıdır.

1991 senesinde Çevre Bakanlığı’na bağlanan Özel Çevre Koruma Kurumu da, 3416 sayılı yasa ile, ülke ve dünya ölçeğinde ekonomik değeri olan çevre kirlenmelerine ve bozulmalarına hassas alanların, doğal güzelliklerin gelecek kuşaklara aktarılmasını güvence altına almak için gerekli düzenlemeleri yapmak amacıyla “özel çevre koruma bölgesi” ilan etmeye ve bu bölgelerle ilgili koruma, kullanma ve planlama haklarını belirlemeye Bakanlar Kurulu’nu yetkili kılmıştır.
Türkiye’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı haricinde çevre sorunlarına hassasiyet konusunda; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Kültür Değerlerini Koruma Yüksek Kurulu’nun da çalışmaları bulunmaktadır.

Paylaşın

iklim değişikliği
Tukeniyoruz.com ekolojik dengenin korunması gerektiğine inanan ve bu inanç doğrultusunda hareket ederek, doğal kaynakların hızla tüketildiği dünyamızın durumunu gözler önüne sermek için kurulmuştur. Sitemizdeki yazılar birçok kaynak araştırılarak derlenmektedir. Sitemiz kaynak gösterilerek yapılan hiçbir paylaşımda sorumluluk kabul edilmeyecektir.